Gece, şehrin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Sokak lamb...

Gece, şehrin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Sokak lambalarının cılız ışıkları, kaldırımların üzerinde titrek lekeler bırakıyordu. İnsan, böyle saatlerde kendi gölgesinden bile şüphe etmeye başlar.

İsmail, her akşam yaptığı gibi, eski saat kulesinin bulunduğu meydana doğru yürüyordu. Bu yürüyüşün bir sebebi yoktu; yahut vardı da kendisi bilmiyordu. Son zamanlarda içinde, tarif edemediği bir eksiklik büyüyordu. Sanki yıllar önce kaybettiği bir şeyi arıyor, fakat neyi kaybettiğini hatırlayamıyordu.

Saat kulesi, şehrin en eski yapılarından biriydi. Rivayete göre, kule inşa edildiğinden beri hiç durmamıştı. İsmail, çocukluğundan beri bu hikâyeyi dinlerdi. Fakat o gece, kulenin önüne geldiğinde, ilk defa saatin çalışmadığını fark etti.

Akrep on ikiyi, yelkovan ise altıyı gösteriyordu.

Bir an için, bunun basit bir arıza olduğunu düşündü. Ama meydanda tuhaf bir sessizlik vardı. Rüzgâr esmiyor, uzaktan gelen köpek sesleri bile duyulmuyordu. Elini cebine attı; kendi saatine baktı. O da durmuştu.

İnsanın, zamanın durduğunu düşündüğü anlar vardır. Fakat zaman durmaz; duran, insanın içindeki saattir.

Tam geri dönmek üzereyken, kulenin gölgesinde yaşlı bir adam fark etti. Adam, siyah bir palto giymişti ve elindeki bastonla taşlara ritimsiz vuruşlar yapıyordu.

“Geç kaldın,” dedi yaşlı adam.

İsmail, şaşkınlıkla etrafına bakındı.

“Beni mi bekliyordunuz?”

Adam cevap vermedi. Yüzünde, uzun yılların bıraktığı çizgiler vardı. Bir süre sonra başını kaldırıp kuleye baktı.

“İnsan,” dedi, “hayatı boyunca birçok kapının önünden geçer. Bazılarını açar, bazılarını görmezden gelir. Fakat bir kapı vardır ki, onu mutlaka açar. İster genç olsun, ister ihtiyar...”

“Ne kapısı?”

Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.

“Kendi içinin kapısı.”

İsmail, bu sözleri duyunca sebepsiz bir ürperti hissetti. Çünkü aylardır ondan kaçıyordu. Kalabalıklara karışıyor, yüksek sesle konuşuyor, geceleri geç yatıyordu. İnsan, kendisiyle baş başa kalmamak için ne çok gürültü çıkarıyormuş!

Bir şey söylemek istedi. Fakat yaşlı adam yerinde yoktu.

Meydan bomboştu.

Kulenin saati, o anda birden çalışmaya başladı. Önce tek bir vuruş, sonra bir diğeri... İsmail, şaşkınlık içinde saydı: Bir, iki, üç...

Saat tam on iki defa vurdu.

Eve dönerken cebindeki saate yeniden baktı. Akrep ve yelkovan ilerliyordu. Her şey normale dönmüş gibiydi. Fakat aynaya baktığında, yüzünde yeni bir çizgi fark etti. Sanki o kısa gecenin içine, uzun yıllar sığmıştı.

O günden sonra meydana bir daha gitmedi.

Yine de bazı geceler, tam uykuya dalacakken, uzaklardan saat kulesinin sesini duyar gibi olurdu. Ve her defasında aynı cümle, karanlığın içinden çıkıp zihnine ilişirdi:

“İnsan, en uzun yolculuğunu, kendi içine doğru yapar.”

Yorumlar (0)